12 Ocak 2015 Pazartesi

Cüneyt Şaşmaz : Atatürk’ün "Yurt Gezileri"nin Kamuoyu Oluşturmadaki Rolü/1

Bu makale Atatürk’ün 7 Mayıs 1926 yılında Ankara'dan başlayan ve yaklaşık 2 ay süren yurt gezilerinin Türk basınındaki yansımalarını inceleyerek, basında bu gezilerin yalnızca olumlu yönleriyle anlatıldığı halkın tek bir şikayetine veya olumsuz haberlere yer verilmediğini tespit etmektedir.

Bu yüzden propaganda amacı taşıyan yurt gezileri genel olarak amacına ulaşmıştır.

Cumhuriyetin kurulduğu andan itibaren yurt gezilerine çıkmayı ihmal etmeyen Atatürk için yurt gezileri “Yeni Türkiye”nin inşasında önemli ve gerekli bir araç olarak görülmüştür.

1.Dünya Savaşı esnasında ülkenin pek çok yeri tahrip edilip zarar görmüş, imparatorluğun büyük kısmı kaybedilirken yıllarca sorun (pek çok isyana ön ayak olan) teşkil eden bazı kısımlar da elden çıkmıştır.

“Yurtta sulh, cihanda sulh” ifadesi ile Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin politikasını dile getiren Atatürk’e göre zaman savaş ve yıkım zamanı değil ülkeyi yeniden inşa zamanıdır.

Ülkeyi yeniden inşa etmekten kastı yalnız taşın toprağın değil ayrıca medeniyetin de inşasıdır.

Bu sebeple henüz cumhuriyet bile ilan edilmemişken, Kurtuluş Savaşı sırasında yaverine yazdırdığı yenilikleri hızlı biçimde hayata geçirmeye başlamıştır.

O’na göre “Yeni Türkiye”yi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmak, yönünü batıya çevirmekle eşdeğerdir.

Ancak devrimlerin hızlı ve art arda geliyor olması, halk için olduğu kadar Kurtuluş Savaşı esnasında Atatürk’le yan yana çarpışan (hatta bazıları ona çok yakın olan Kazım Karabekir, Halide Edip gibi) bazı isimler için de tedirgin edici olmuştur.

Üstelik yönünü Avrupa’ya çevirme tartışmaları yeni değildir.
Tanzimat’tan bu yana devlet batılılaşma çabasında olduğu gibi, bu durum daima taraf ve karşıtlar oluşturmuş, üstelik bu fikir destek almaktan çok muhalefet görmüştür.

Yaşam algılayışı din üzerine kurulu olan gerek Müslüman halk gerek bu fikre karşıt aydın sınıf için “batılılaşmak” kavramı, “dinini, benliğini, kimliğini kaybetmek”le aynıdır.

Bu sebeple batıdan bir şeyler alınacaksa bile bu yalnızca “batının tekniği” olmalıdır.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılına damgasını vuran bu korku ve tartışmalar cumhuriyetin ilk yıllarında da aynı şekli ile varlığını devam ettirmiştir.

Bu yüzden cumhuriyet dönemi boyunca da devrimlerden korkan geniş bir zümre söz konusu olmuştur.
Ancak hem Osmanlı’nın parçalanışına tanıklık etmiş hem de bu süre zarfında tüm bu tartışmalara şahit olmuş Atatürk’e göre kurulan yeni devletlerin içinde yer alabilmenin yolu, güçlü ve modern bir devlet olmaktan geçmektedir.
Güçlü bir devlet olabilmek de ancak batıya yönelik devrimlerle mümkündür.
İşte bu noktada iki önemli unsur ön plana çıkmaktadır.
Bunlardan biri “basın” diğeri ise “yurt gezileri”dir.

Basın önemlidir, çünkü insanların en önemli haber alma kaynağı olduğu gibi, ayrıca insanlar üzerinde propaganda yapabilecek yegane unsurdur.

Atatürk istediği kamuoyunu yaratmak için kendisini destekleyen bir basına ihtiyaç duymuştur.

Ancak Atatürk’ü desteklediği kadar, hem O’nun hem de devrimlerin karşısında olan güçlü muhalif bir basın da söz konusu olmuştur.

Ancak devrimlerin yerleştirilmesi için muhalif sesin bastırılması önemlidir, bu sebeple 1925 yılında çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile muhalif basın susturulmuş, muhalif gazetecilerin bir kısmı tutuklanıp (daha sonra serbest bırakılmışlarsa da) sindirilerek aleyhte yazı yazmaları engellenmiştir.

1926 basını incelendiğinde Takrir-i Sükûn’dan gelen sessizliğin kendini yoğun biçimde hissettirdiği görülmektedir.

Çünkü muhalif gazetelerin çoğunda ne Atatürk ne de yapılmış ve yapılmakta olan devrimler hakkında tek kelime yazı bulunmamaktadır.

O kadar ki bu suskunluk, kamuoyu yaratmada bir diğer adım olan “yurt gezileri” olayında da kendini göstermektedir.

Atatürk için yurt geziler hem halkın derdini dinlemek hem de yapılacak devrimler konusunda halkı aydınlatıp, onları ikna etmek açısından önemlidir.

Ayrıca yapılan hükümet yatırımlarını kontrol etmek açısından da mühimdir.

Atatürk kimi zaman yapacağı devrimlerin haberini bu geziler sırasında haber vermiş, bazen de Latin alfabesine geçiş sonrası yaptığı gibi, il il gezip kara tahtanın önüne geçip halka Latin alfabesini öğretmeye çalışarak, yaptığı devrimlere insanları da dahil etmeye çalışmıştır.

Yapılan tüm yeniliklerin kararını Ankara’dan alıp halkı bu işin dışında tutmak yerine, halkın içine karışıp, onlarla kaynaşarak, onları ikna etmeye çalışarak devrimleri benimsetmeye çalışmıştır.

Ancak muhalif basının suskunluğu, anlaşılmaz bir şekilde yerel gazetelere de sirayet etmiş, bazı yerel gazeteler sayfalarında, Atatürk’ün kendi illerine yaptığı ziyaretlere yer vermektense, kanunlarla ilgili yapılan düzenlemelere yer vermeyi tercih etmiştir, yahut yapılan ziyaretleri oldukça kısa geçmiştir.

Bu geziler esnasında, yurt gezilerini sürekli biçimde haber yapan, gün ve gün yayın yapan Hakimiyet-i Milliye, Cumhuriyet gibi gazeteler ise sayfalarında, sevinç göz yaşları ile sokağa dökülmüş bir halk kitlesi ve gördüğü manzara karşısında oldukça mutlu bir Atatürk resmi  çizmiştir.

Ancak Atatürk’ün başka bir yurt gezisi esnasında özel kalemine yapmış olduğu “(b)unalıyorum çocuk, büyük bir ızdırap içinde bunalıyorum...”1 konuşması yurt gezilerinin pek de basında gösterildiği kadar mutlu bir tabloya sahip olmadığını göstermektedir.
(Devamı var)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder