27 Şubat 2015 Cuma

Cüneyt Şaşmaz : DEPREM'den KALANLAR

Kitabın adı: Depremden Kalanlar

17 Ağustos'un Ardından Deprem, Devlet ve Toplum

http://www.amazon.com/Depremden-kalanlar-Agustosun-ardindan-kitaplar/dp/9758410091

Yazar: Yalçın Kaya
Otopsi Yayınları
1. Basım/Şubat 2000
5 TL
416 sayfa
(...)
Arka Kapak:
Elinizdeki kitap, bir yapı uzmanının her biri 4-5 sayfa uzunluğunda küçük deprem anekdotlarından oluşuyor.

Kimi gülümsetici, kimi üzücü; fakat hepsi düşündürücü, küçük anekdotlar...

Kitapta yer alan "Deprem ve Sex" ya da "Deprem Gecesi Bir Tecavüz Olayı" vb. gibi yazılar, deprem sırasında yaşanmış, güldürürken ağlatan, ağlatırken güldüren traji-komik durumları öykülüyor:
"Deprem Çadırında İrtica Bildirisi" vb. gibi yazılarsa depremin bir siyasi sömürü aracı olarak nasıl kullanıldığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Yalçın Kaya, bu kitabında, yalnızca 17 Ağustos Depremi ve sonrakileri değil, Kobe Depremi'nden Mexico ve Lizbon Depremlerine dek gelmiş geçmiş en yıkıcı depremleri işliyor.

Depremin açığa çıkardığı siyasal ve sosyal çarpıklıkları akıcı bir üslupla çarpıcı biçimde gözler önüne seren yazar, toplumsal belleğin unutmaya başladığı 17 Ağustos'u yazılarıyla unutulmaz kılıyor.
(...)
Sayfa 7:
"Deprem bizde doğal olay, sizde ise insan olayıdır."
(Ülkemizde araştırma yapan bir Japon uzmanın saptaması)
(...)
Sayfa 11:
Yurdumuzu etkileyen depremlerin çoğu, içinde Suudi Arabistan, Suriye, Irak ve bir kısım Güneydoğu Anadolu'yu bulunduran, bilim adamlarınca "Arap Levhası" diye adlandırılan levhanın kuzeye doğru hareketiyle meydana gelmektedir.
(...)
Sayfa 19:
Son 40 yılın 20 büyük deprem felaketi
http://www.sabah.com.tr/multimedya/galeri/dunya/tarihteki_en_buyuk_depremler

6. 30 Ekim 1983: Erzurum civarında 6.8 büyüklüğündeki depremde 1155 ölü, 500 yaralı, 35 bin kişi evsiz.

14. 13 Mart 1992: Erzincan'da meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki depremde 653 kişi öldü, 3850 kişi de yaralandı.
Kentin büyükçe bir bölümünü etkileyen depremden en çok kamu binaları etkilendi.
(...)
Sayfa 22:
30 Yıldır Saklanan Deprem

Çin'in Yunnan eyaletinde 5 Ocak 1970 yılında aletsel büyüklüğü 7,7 olan bir deprem meydana geliyor.

Büyük depremin ardından büyüklüğü 5-5,9 arasında değişen tam 12 tane de artçı deprem meydana geliyor.

14 bin kilometrekarelik bir alanda hissedilen depremde 15,621 kişi yaşamını kaybediyor...

Bu doğal afete sansür uygulandığı 30 yıl sonra meydana çıktı.
(...)
Sayfa 23:
İ.Ö. 1800'lü yıllarda, o günün müteahhitleri sayılabilecek ustalara karşı mal sahibini koruyacak hükümler geliştirilmiş.

İşte bu Hammurabi (İ.Ö. 2123-2081) yasalarından bazıları:
* Eğer bir usta, bir adam için ev yapar ve işi sağlam olmaz, yaptığı ev yıkılır ve ev sahibi de ölürse o usta da öldürülecektir.
* Eğer ev sahibinin çocuğu ölürse usta, ustanın çocuğu da öldürülecektir.
* Eğer ev sahibinin kölesi ölürse usta, ev sahibine köleye karşılık bir köle verecektir.
* Eğer mala ziyan gelmişse usta, zayi olanı yenileyecektir.
Ve yaptığı ev sağlam olmadığı, yıkıldığı için, evi kendi malıyla tamir edecek, yeniden yapacaktır.
* Eğer ustanın yaptığı duvar kayarsa o usta, duvarı kendi gümüşünü harcayarak düzgün hale getirecektir.
(...)
Sayfa 29:
İstanbul'un Tarihsel Süreçte Yaşadığı Depremler

1509 Depremi
1509 Büyük İstanbul Depremi, Marmara Denizi'nde Adalar yakınlarında 10 Eylül 1509'da olmuş bir depremdir.
Depremin büyüklüğü ve yarattığı ağır hasar sebebiyle halk arasında Küçük Kıyamet (Kıyamet-i Suğra) olarak adlandırılmıştır.

Depremde 160.000 nüfusa ve 35.000 yerleşim birimine sahip olan İstanbul'da, aralarında Osmanlı hanedanınından bazı kişilerin de bulunduğu 13000 kişi ölmüş, 1070 ev tamamen yıkılmıştır.

Depremde; Şehrin Surları, Edirnekapı, Silivrikapı, Yedikule, İshak Paşa Kapısı, Topkapı Sarayı, Fatih Camisi, Anadolu Hisarı, Yoros Kalesi, Boğaziçi, Heybeliada, Burgazada, Silivri, Rumeli Hisarı, Kızkulesi, Haliç, Galata ve Pera ağır hasar görmüştür.

Birçok kervansaray, hamam, mescid yıkılmıştır.

İstanbul ve Pera'nın bazı bölgelerinde, yerde yarılmalar, su ve kum fışkırmaları oluşmuştur.

Deprem, tsunami'ye neden olmuştur.
Tsunami, şehrin surlarını, Galata ve İstanbul'daki birçok duvarı aşmış ve ağır hasara neden olmuştur.
Bu duvarlara yakın olan bazı evlerin denize battığı görülmüştür.

Deprem, Edirne, Gelibolu, İznik'te de önemli hasarlar meydana getirmiştir.
Yunanistan'dan Nil Deltası'na (Mısır) kadar geniş bir bölgede hissedilmiştir.

Artçı depremler aylarca sürmüş ve birçoğu çok geniş alanlarda hissedilmiştir.

10 Eylül 1509 depreminden sonra II. Bayezid, imparatorluğun her bölgesinden toplattığı 66.000 işçi, 3000 ustabaşı ve 11.000 asistanı görevlendirerek, imar işlerini başlatmıştır.

Ayrıca, halktan deprem için özel bir vergi toplatmış ve Mart-Haziran 1510 tarihleri arasında hasarlar tamir edilmiştir.

İstanbul'u ve çevresini etkileyen 10 Eylül 1509 depremi ve takip eden artçı depremler şunlardır:
İstanbul (10 Eylül 1509)
Edirne (26 Ekim 1509)
Edirne (16 Kasım 1509)
Edirne (Mart 1510)
İstanbul (10 Temmuz 1510)
Edirne (26 Mayıs 1511)
İstanbul (1512)
http://tr.wikipedia.org/wiki/1509_B%C3%BCy%C3%BCk_%C4%B0stanbul_Depremi
(...)
Sayfa 33:
* Ekim-Kasım 557: Bu defa yeraltı gürültüleri, şiddetli bir fırtına ve yağmurla gelen deprem günlerce devam etti.
O devrin tarihçileri, "Sarsıntının şiddetinden gökteki yıldızın bile yer değiştirdiğini" yazdılar.
(...)
Sayfa 35:
Tarihsel süreçte (İ.S. 325-1894 arası) İstanbul kenti Mercalli şiddet cetveline göre IX ve X şiddette 12 büyük deprem yaşanmıştır.

Bu depremlerin en kısa zaman aralığı 51 yıl, en uzun zaman aralığı 358 yıl olmuş, ortalama zaman aralığı ise 143 yıl olarak saptanmıştır.
(...)
Sayfa 54:
1939 Erzincan depremi
Büyüklüğü: 7,9
Ortaya çıkan enerji: 447 atom bombası güç'ünde
Oranı: 20400 birim
(...)
Sayfa 56:
1999 Gölcük depremi

1999 Gölcük Depremi, İzmit Depremi, Marmara Depremi ya da 17 Ağustos 1999 depremi, 17 Ağustos 1999 sabahı, yerel saatle 03:02'de gerçekleşen, Kocaeli/Gölcük merkezli deprem.

Richter ölçeğine göre 7,5 Mw büyüklüğünde gerçekleşen deprem, büyük çapta can ve mal kaybına neden olmuştur.

17 Ağustos depremi, tüm Marmara Bölgesi'nde, Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir alanda hissedildi.

Resmi raporlara göre, 17.480 ölüm, 23.781 yaralı oldu.
505 kişi sakat kaldı.
285.211 ev, 42.902 iş yeri hasar gördü.(4)

Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50.000 ölüm, ağır-hafif 100.000'e yakın yaralı olmuştur.

Ayrıca 133.683 çöken bina ile yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz bırakmıştır.
Yaklaşık 16 milyon insan, depremden değişik düzeylerde etkilenmiştir.

Bu nedenle Türkiye'nin yakın tarihini derinden etkileyen en önemli olaylardan biridir.

Deprem gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse sebep olduğu maddi kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden biridir.

Depremin Türkiye'nin önemli bir sanayi bölgesi olan Marmara Bölgesi'nde meydana gelmiş ve çok geniş bir coğrafyayı etkilemiş olması, ülkede büyük sıkıntılara neden olmuştur.
http://tr.wikipedia.org/wiki/1999_G%C3%B6lc%C3%BCk_depremi

17 Ağustos Depremiyle ilgili İTÜ'nün Ön Değerlendirme Raporu
http://dosyalar.hurriyet.com.tr/deprem/ituraporu2.htm
(...)
Sayfa 103:
Deprem gecesi bir tecavüz
(...)
Sayfa 157:
Veli Göçer yakalandığında ilk sözleri şu olmuş:
"Deprem hiç aklıma gelmedi.
Ben müteahhit değil edebiyatçıyım."
http://www.sabah.com.tr/gundem/2011/08/13/veli-gocer-tahliye-oldu-536121622340
(...)
Sayfa 187:
Marmara depreminin acılarını en çok istismar eden zümre, şeriatçı basının kalemşörleri oldu.

Bu doğal afeti fırsat bilen ve irtica ile mücadelesi nedeniyle TSK'ya saldıran aşırı dinci gazeteler, depremin ilahi bir uyarı ve ceza olduğunu savundular.

Yaptıkları yayınlarda Atatürkçü kişi ve kurumları hedef gösteren dinci gazeteler, Gölcük Donanma Komutanlığı'nın depremden zarar görmesini de, 28 Şubat Kararlarına bağladı.

8 yıllık eğitimin uygulanmasına geçildiği, Kur'an Kurslarına sınırlama getirildiği, başörtüsü yasaklandığı için "deprem felaketinin yaşandığını" ileri süren gazeteler, dini kullanarak halkı kışkırtmaya çalıştılar.

Konu üzerine açıklama yapan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, deprem sonrası yayınları nedeniyle irticacı basını "Zil takıp oynamadıkları kaldı" diyerek eleştirdi.

Kıvrıkoğlu, irtica ile mücadeledeki kararlılıklarını "28 Şubat bir süreçtir. 1923'te başlamıştır ve o tarihten bu yana irticaya endeksli olarak sürmektedir. Bunu savunma olarak kabul ediyoruz. 28 Şubat gerekirse 1000 sene sürecektir" sözleriyle dile getirdi.
http://www.haberturk.com/gundem/haber/720006-kivrikogludan-ecevite-28-subat-daha-bitmedi-
(...)
Sayfa 188:
Şeriatçı basında yer alan incileri sıralarsak:
* Son iki yıldır irtica takip etmekten, bizi bekleyen başka tehlikeleri görmedik.
Allah'ın gazabı bu yüzden üzerimize geldi.

* Haydi öyleyse Batı Çalışma Grubu gelsin kurtarsın enkaz altında kalanları!
Haydi enkaz altında kalan demokrasinize balans ayarı yapın!
Haydi tek tip insan yetiştirmeye devam edin!

* Allah gazabını boşuna göndermiyor.
Allah'ı aradan çıkararak ve onu yok sayarak ısrarla doğal afet diyenlerin anlama kabiliyetini azaltıyor.
(...)
Sayfa 189:
Dinci gazetelerden köşe yazısı örnekleri

AKİT Gazetesi
Yaşar Kaplan (21 Ağustos): Depremin merkez üssünün, bir zamanlar 28 Şubat sürecinin başlatıldığı ve gizli belgelerin saklandığı yer, bir başka ifadeyle Batı Çalışma Grubu merkezi olarak bilinen noktaya hemen çakışacak kadar yakın olması, bizi iki olay arasında bazı paralellikler kurmaya zorluyor.
(...)
Sayfa 190:
Milli Gazete
Sadık Albayrak (20 Ağustos): Utanın beyler utanın.
İşte eseriniz, işte ortaya koyduğunuz işler...
Artık susun ve bir daha irticai tehlike diye bir şeyi ağzınıza almayınız.
(...)
Sayfa 191:
Yeni Şafak
Fehmi Koru (20 Ağustos): Dindarlara "kuşkucu" gözle bakılan, yaptıkları "tehdit" olarak görüldüğü için dindarların hareket alanları kısıtlanmak istenen bir ülkeye "normal" demek mümkün değildir...
Lafı ağzımda gevelemeye hiç gerek yok.
Yaşanan deprem felaketi, Allah'ın sevgilisi bir millete, suçsuz insanların sırtından verilen bir ilahi ihtardır."
(...)
Sayfa 192:
Fehmi Koru (22 Ağustos):
"Gölcük depreminin acziyetini sergilediği, döküldüğünü ilan ettiği devlet, 28 Şubatçı reflekslere ayarlı devlettir.
Yasalarda varolan yetkilerini kullanamayan ve icraatlarıyla devletin döküldüğü kanaatini uyandıran kaymakamlar ve valiler, tasfiyeci devletin güvendiği memurlarıdır.
Afet durumunda devreye girmesi beklenen uzmanlar, devletin tercihleri istikametinde 'irtica' takip etmekte ustalaşmış, onun dışındaki bütün becerilerden yoksun kişilerdir; vaktiyle uçabilirken zaman içerisinde bu yeteneğini yitiren 'mutasyona uğramış' kuş türleri gibidir bunlar."
(...)
Sayfa 193:
Din sömürücüsü kalemlerin yazdıkları tüm yazıları yazmak neredeyse ciltleri tutacak.

Zulüm, Zina, Zelzele adlı bir makalesinde şöyle yazıyordu birisi:
(...)
Sayfa 193:
Din pazarlamacıları 1400 yıl öncesiyle avunuyorlar...
Halkı da kışkırtmayı bir yandan sürdürüyorlar.

Din sömürücüsü basının kalemşörlerine şunları sormak lazım:
* İran'da, Afganistan'da birkaç yıl önce binlerce kişinin öldüğü depremler oldu.
Oralarda ölenler dinsiz, imansız, Allahsız mıydı?!
Orada da zina ve zulüm artmış mıydı?!

* 1987 yılında Humeyni'nin yolladığı İranlı hacılar, kutsal topraklarda olay çıkardılar ve hepsi hacı 400 civarında Müslüman öldü, yüzlercesi yaralandı.

Suudi Arabsitan'da da Batı Çalışma Grubu mu vardı?!

* 1997 yılında hacıların kaldığı çadırlarda yangın çıktı, 343 hacı öldü, 1290 hacı yaralandı.

Suudi Arabistan, 8 yıllık kesintisiz laik eğitimi zorunlu mu tutmuştu?!

* 1997 yılı Temmuz ayında, şeytanı taşlayıp dönen hacılarla taşlamaya giden hacılar tünelde sıkıştı.
Resmi rakamlara göre 550'si Türk, 1426 hacı öldü, binlercesi yaralandı.
Bu hacılar Allah'ın hoşuna gitmeyecek bir şeyler mi yapmışlardı?!
Yoksa o tünelde bar vardı da, kafayı çekip arbede mi çıkarmışlardı?!
(...)
Sayfa 195:
Konya Mezarlıklar Müdürlüğü mezarlıkların düzenlenmesi ve kabir hizmetleri vermek amacıyla düzenlediği imsakiyede reklamını ve barış çağrısını şu ilginç sözlerle yapıyor:
"Sizler bir gün ölüp Mezarlıklar Vakfı'nın ebedi misafirleri olacaksınız.
Yapacağınız her türlü maddi yardım, ahiret hayatınızın sigortası olacaktır."

Vakıf Başkanı Muammer Bağcı bu sözleri, "Parası olmayan yoksul insanların, baştaşı dediğimiz mezartaşı dediğimiz mezartaşı ve 7 adet sapma taşı ile diğer kabir ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Bize yapılan bağışlar diriler değil, ölüler için. Hal böyle olunca bu yardımlar yapanın ahiret hayatının sigortası oluyor" diye açıkladı.
(Not: Kur'anda ölülerle ilgili tek satır dua yoktur.
Ölünün ticaretini yapan müslüman olamaz, olsa olsa yobaz ve/veya işinde gücünde saf aldatan bezirganbaşı!)
(...)
Sayfa 206:
Ecevit ve deprem

TV kanallarına konuşan Ecevit'in dil sürçmeleri giderek arttı.
(...)
Sayfa 208:
Ecevit'in sağlık sorunu var mı?!

... yardımına her zamanki gibi Hüsamettin Özkan yetişti ve kolundan tutarak Ecevit'i (Parkinson) oy sepetine yöneltti.
(...)
Sayfa 209:
Hastalığına ilişkin sorulara sinirlenen Ecevit, gazetecilere "Siz teşhis koyun" diyordu ama 30 Eylül 1999 günkü gazetelere göre gene şaşırmış, Türkiye ile ABD ilişkileri diyecek yerde, şaşırıp "Başbakan Clinton ile Türk-İsrail arasındaki mevcut ilişkileri görüştük" deyivermiş.
ultra-turkler.blogspot.com.tr/2015/01/siber-wars-veveya-cicek-cankaya-vekalet.html
(...)
Sayfa 224:
Gani Müjde şöyle yazmıştı "Peynir Gemisi" başlıklı bir yazısında:
"Rahşan Hanım'la 45 yıl yaşamış Bülent Bey için, Nazmiye Hanım'la 50 yıl birlikte yaşamış Süleyman Bey için depremle birlikte yaşamak kolay olabilir ama bu konuda halkın eğitilmesi gerekmez mi?"
(...)
Sayfa 226:
AKUT ekip Başkanı Nasuh Mahruki'nin yanıtı kısaca şöyleydi:
"Biz sadece görevimizi yaptık."
(...)
Sayfa 237:
Sıkıştığı yerden kurtarılması için yalvaran depremzedeye, kafasını delikten sokup "Beni tanıdın mı?" diye soran ünlü program yapımcısı mı arasınız...
(...)
Sayfa 244:
Kartal'da inşaat yapan bir müteahhit, kendi yaptığı inşaata güvenemediği için ailesini çadıra taşıdı.

Müteahhidin oğlu G. Y.'nin açıklaması çok hoş:
"Babamın yaptığı ev aslında çok sağlam.
Biz değişiklik olsun diye çadıra taşındık."
(...)
Sayfa 251:
Deprem fıkraları

Cennet ve cehennemdekiler, iki tarafı birleştirebilmek için bir köprü yapmaya karar verirler.
Plana göre herkes kendi tarafından köprüyü yapmaya başlayacak ve ortada buluşulacak.

Cehennemdeki müteahhitler hemen kolları sıvar ve köprüyü inşaa etmeye başlarlar.

Bir süre sonra, cennet ve cehennem arasında orta noktaya gelirler.
Bir de bakarlar ki, cennet tarafında köprü için tek bir taş bile konmamış.

Bunun üzerine cennettekilere sorarlar:
- Biz köprünün üzerimize düşen bölümünü yaptık.
Sizde neden hiç hareket yok?!

Cennetdekiler cevap verir:
- Bu tarafta hiç müteahhit yok ki...
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=-104067

Melekler heyecanla Allah'a koşarlar.
- Allahım, Japonya'da deprem olacak.
Yardım edin lütfen...

Allah hiç istifini bozmaz:
- Heyecanlanmayın onlar depremin üstesinden gelir...

Bir zaman sonra melekler yine koşarlar Allah'ın yanına...
- Tanrım yardım edin ABD'de deprem oluyor!

Allah yine hiç oralı olmaz:
- Merak etmeyin canım onlar hallederler, bir şey olmaz der.

Yine arardan zaman geçer bu kez melekler Allah'a Türkiye'de deprem olacağını söylerler.

Allah bunun üzerine:
- Bu kez çok işim var anlaşılan.
Onlar herşeyi bana havale ederler çünkü...
(...)
Sayfa 281:
Oktar Babuna siyasi yaşama atılacakmış.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Oktar_Babuna
(...)
Sayfa 321:
Hayatta kalmak için altın kurallar
http://www.turkiyedepremvakfi.org.tr/page_detail.aspx?id=395&lang=tr
(...)
Sayfa 414:
Son Söz:
"Bizler, doğa yasalarını rüşvet vererek aşamayacağımızı anladığımız zaman adam oluruz."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder