7 Şubat 2015 Cumartesi

Cüneyt Şaşmaz : NAZİLER, CIA VE MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN BATI’DAKİ DOĞUŞU

Kitabın adı: MÜNİH’TE BİR CAMİ/NAZİLER, 

CIA VE MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN BATI’DAKİ 
DOĞUŞU
http://www.dr.com.tr/Kitap/Munihte-Bir-Cami/Lan-Johnson/Arastirma-Tarih/Politika-Arastirma/Dunya-Politika/urunno=0000000399881

Yazarı: Ian Johnson, 2010

Mikado Yayınları

Çeviri: Serhat Ataman

Mayıs 2012

242 sayfa

23 TL

(...)

Bir Nazi casusunun büyüleyici soğuk savaş 

hikayesi...

CIA tarafından yönetilen bir radyo 

istasyonu ve Batı’da merkez haline gelen 

bir cami...

11 Eylül’de uçakları kaçıranların 

Avrupa’da yaşadıkları öğrenilince 

Washington Post yazarı gazeteci-yazar Ian 

Johnson bu grupların Batı’da nasıl var 

olduklarını merak etmeye başlıyor.

Johnson, Londra’daki radikal İslami 

eserler satan bir kitapçıda Müslümanlık’la 

ilgili kitaplara bakarken Müslümanlık’ta 4 

adet caminin önemli olduğunu görür.

Biri Mekke’deki Büyük Cami (her yıl 

milyonlarca Hacı’nın uğrak yeri), 

Kudüs’teki Mescid-i Aksa (Hz. 

Muhammed’in (S.A.V) cenneti gördüğü 

varsayılan yer), harikulade Sultanahmet 

Camii ve Münih İslam Merkezi.

Ian Johnson, Almanya’da yaşamış biri 

olarak Münih İslam Merkezi’nin bu 

görkemli gruba uymadığını düşünür.

Cami hakkında, Almanya’nın daha küçük 

İslam organizasyonlarından biri olduğunu 

bilmektedir; ancak Münih şehri İslam’ın 

merkezlerinden biri değildir.

Cami ise Almanya’daki en büyük 

camilerden biri hiç değildir.

Yine de birilerinin tapınağında 

ölümsüzleştirilmiştir.

Münih’e giden Ian Johnson, camiyi bulur, 

kapısındaki görevliden cami hakkında bilgi 

alamayınca iyice kuşkulanır ve 

araştırmaya karar verir.

(...)

Sayfa 19:

Subay güldü.

Nazi gamalı haçı taşıyordu ama eski okul 

Prusyalı’ydı.

Adamlar esiriydi ve sorumluluğu 

altındaydı.

Görevi ağır bastı ve işlerinin 

tamamlanması için cephe gerisine 

gönderildiler.


(...)


Sayfa 20:

Kafkaslarla Naziler daha çok 

ilgileniyorlardı.

(...)

Sayfa 55:

Daha önce kullandığı, Rusçalaştırılmış ismi 

Garif yerine Garip “Bir anda etnik Türk 

olduk. Bana Kaşgar’daki Xinjiang 

bölgesine 

ait bir kimlik verdiler. Ben bu sayede 

hayatta kaldım” demişti Sultan.

(...)

Sayfa 57:

Özgür Radyo o kadar çok Nazi 

işbirlikçilerine sırtını vermişti ki, onlar 

olmadan istasyon kapanırdı.

Bir tahmine göre Özgür Radyo’da daha 

önce Naziler için çalışmış kişilerin oranı 

yüzde 75–80 arasındaydı.

(...)

Sayfa 71:

Bazı hacılar için, “954 yılı Haccı biraz 

farklıydı. Olgun domatesler ve güçlü 

ciğerlerle teçhiz edilmiş iki CIA destekli 

Müslüman, Mekke’yi soğuk savaş 

arenasına döndürdüler...”

(...)

Sayfa 77:

Hakikaten de “çarpıcı belgeler” 

hazırlanmıştı.

(...)

Sayfa 77:

Ancak Münih Müslümanları birkaç yumruk 

atacaktı.

(...)

Sayfa 81:

HARAP BİNA: GİRERSENİZ RİSKİ TAMAMEN 

SİZE AİTTİR.

(...)

Sayfa 91:

Ali Kantemir; “Uzun yıllar İngilizler’in 

para ödediği eski bir devrimci.”


Ahmet Nabi Magoma da dahil olmak 

üzere, İslam kucaklaşması için harcanan 

çabalarda pay sahibi olan hemen herkes 

oradaydı.

(...)

Sayfa 93:

Sultan; “Burada Hac İdaresi’nde hizmetçi 

olarak çalışan basit, yaşlı bir Arap’ın SSCB 

hakkında görüşlerini dikkate almamız 

gerekir” diye yazmıştı.

“Nereden geldiğimi söylediğimde, bana 

hemen ‘Moskova iyidir.

Orada başka Müslümanlar da var.

SSCB’den her yıl hacılar geliyor.

İngiltere, Fransa, Amerika’nın hepsi gavur.

Onlar bizim düşmanımız’ dedi.”

(...)

Sayfa 95:

“POLİTİK OLARAK AKILLI BİR HAREKET” 

CAMİ PLANLANIYOR!

(...)

Sayfa 97:

Kırk yıl süren “Soğuk Savaş” süresince 

Batı Almanya ve Amerika Birleşik 

Devletleri çok yakın müttefiklerdi.

(...)

Sayfa 98:

“Mein Kampf (Kavgam–Adolf Hitler) 

kitabını Almanya’da masa üstüne 

çıkartmayı amaçlayacak türde Nazi 

değillerdi.

Ama milliyetçi–emperyalist açıdan, 

Almanya’nın menfaatlerini her şeyden 

önde tutuyorlar” diyordu, grup hakkında 

hazırlanan bir devlet raporunda.

(...)

Sayfa 103:

Batı Almanlar, bir senedir devam etmekte 

olan Namangani tartışmasına, 

Namangani’yi Müslümanlar’ın baş imamı 

atayarak son vermeyi kararlaştırdılar.

(...)

Sayfa 112:

Müslüman Kardeşler örgütü büyüdükçe, 

bu kalp iki milli konuya odaklanmaya 

başlamıştır.

Bunlardan ilki, tüm Mısırlılar’ın da 

katılacağı sömürge karşıtlığıdır.

Diğeri ise İsrail’e Yahudiler’in göç 

etmesine karşı çıkmaktır...

Müslüman Dünya” için yanıltıcı bir 

tabirdir Yahudi aleyhtarlığı.

İslam en başından beri hiçbir zaman uzay 

boşluğunda bulunmamış, her zaman için 

diğer dinlerle ilişkide olmak zorunda 

kalmıştır.

(...)

Sayfa 113:

Savaş sırasında Nazi propagandaları da bu 

fikirleri körüklemeye devam etmiştir.

Alman radyoları Yahudi aleyhtarı yayınları 

Ortadoğu’ya da yönlendirmiştir.

(...)

Sayfa 119:

“Mısır gençliğinin ilgilendiği tek şey 

İngilizleri atmaktır” dediği rapor edilmişti.

(...)

Sayfa 125:

ANLAŞMALI EVLİLİK

(...)

Sayfa 134:

“Almanya hiç kimsenin kontrol etmediği 

bir kapı, çünkü kapıcısı yok.

Herkes kafasına göre girip çıkıyor” 

şeklinde bir mektup yazmıştır von 

Mende’ye, 1960 yılının Mart ayında.

(...)

Sayfa 137:

Bavyera Göçmen Bakanlığı’nın görevi, 

yerel Müslümanlara yardım etmekti.

(...)

Sayfa 145:

İşin ilginç yanı, Alman raporuna göre, 

Kemal doğrudan CIA için yapılan teklifi 

reddetmişti.

Çünkü örgütün Sovyet ajanlarının sızması 

ile bozulduğunu düşünüyordu.

(...)

Sayfa 147:

“Çok akıllıca bir iş yaptı.

CIA ajanına kendisi için çalışmasını teklif 

etti.”

(...)

Sayfa 151:

Almanlar açısından artık Ramazan ve 

Amerikalılar durdurulacak gibi 

görünüyordu.

(...)

Sayfa 153:

Ürdün Kralı Hüseyin ve Libya ile 

Türkiye’deki işadamlarından da bağış sözü 

almıştı.

(...)

Sayfa 154:

“Görevimiz Münih’te bir cami inşa 

etmektir.”

(...)

Sayfa 163:

Ramazan’ın fikirleri Seyit Kutb ve daha 

sonraları Usame bin Ladin tarzı saf İslami 

düşünce tarzını benimsiyordu.

(...)

Sayfa 164:
KONTROL KAYBEDİLİYOR
(...)
Sayfa 167:
Artık Ramazan Camii projesinin başındaydı ama Birleşik Devletler’den bağımsız hareket ediyordu.
(...)
Sayfa 172:
1990’lı yıllarda el Kaide ve İslamcı terörizmin yükselişiyle, Birleşik Almanya’nın ulusal istihbaratı tekrar bu gruplar üstüne odaklanmaya başladı.

Ancak sahnede tek bir grup kalmıştı: Müslüman Kardeşler Örgütü.
Sessizce Münih Camii'ni Batı Dünyası’na yayılmak için bir güvenli kıyıya dönüştürmüşlerdi.
(...)
Sayfa 175:
On bir yıl önce Rabıta’yı kurmada yardımcı olduğunda Ramazan’ın gücü en tepe noktasına ulaşmıştı.
(...)
Sayfa 188:
Bir yıl sonra grup, Suudi Arabistan’da toplanarak UİDE’yi Birleşik Devletler’e taşıma kararı aldı.

Lugano toplantısına da katılmış bulunan önde gelen İslam düşünürlerinden İsmail Faruki’ye kürsüsünün bulunduğu Temple Üniversitesi yakınlarında, Pennsylvania’da merkezi kurma görevi verildi.
(...)
Sayfa 194:
Bugün, çoğu Müslüman 2 milyon Türk kökenli vatandaş Almanya’da yaşamaktadır.
(...)
Sayfa 195:
Almanya’daki Türkler anavatanlarından Süleymancılar ve Necmettin Erbakan taraftarlarını getirmişlerdir.
(...)
Sayfa 196:
2004 yılında, Londra’nın ücra semtlerinden birinde, küçük bir otelde...
(...)
Sayfa 198:
Bu zihniyet dünyayı iki kampa bölmektedir: Korunacak olanlar (az sayıda iyi Müslümanlar)...
(...)
Sayfa 203:
Sonra, El Kaide’nin finans şefi olduğu ve Bin Ladin’in akıl hocası olduğu düşünülen Mahmut Selim vardı.

1998 yılında iş gezisi için geldiği Alanya’da, caminin yakınlarında küçük bir kasabada tutuklanmış, Amerika’ya iade edilmeden önce Halife’yi aramış ve ruhani talep etmişti.
(...)
Sayfa 215:
On yılın ikinci yarısında CIA dahi 1950’lerdeki zihniyetin bir devamı olarak Müslüman Kardeşler Örgütü’nü destekliyordu.
(...)
Sayfa 217:
Avrupa’da, Mısırlı bir baba ve Alman bir anneden doğan Zayat, Batı’da çok rahattı, ancak eski ülkesiyle yakın bağları vardı.
Akıcı bir şekilde Almanca ve İngilizce konuşuyordu.
Siyasi bilimler alanında bir Alman üniversitesinden yüksek lisans derecesi vardı.
(...)
Sayfa 224:
“... Her zaman camiler gizli yapılmalı!”
(...)
Sayfa 226:
Daha yakın bir geçmişte Alman Federal Polisi, Münih İslam Merkezi’ni basarak, para aklama ve diğer mali yolsuzluklar hakkında delil aramışlar.
(...)
Sayfa 227:
Türk Müslüman Kardeşler gibi Ramazan da, 1979 yılında gerçekleşen İran’daki İslam Devrimi’ne hayran kalmıştır.
Her ne kadar kendisi Sünni, İran’dakiler Şii ise de, Tahran’la iyi ilişkiler geliştirmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder